Bir Danışanın Kaleminden

image

Bir danışanım seans içinde yaşadığı bireysel psikodrama deneyimini aşağıdaki satırlara döktü. Bende kendisinden aldığım izinle ve sonsuz teşekkürlerimle yayınlıyorum…

6 Ocak 2014 Pazartesi

büyükmasifbetonblok
bazen bir idrak geliyor, nasıl geliyor, nerden geliyor anlamıyorum da.. nasıl iyi geliyor onu biliyorum. bir his var; ne zamandır var olan da bir türlü anlatamadığım. birden, nasıl olduysa tam da anlatmaya çalışırken onu, bir imge geldi gözümün önüne. dedim ki; “diyelim hayatım kare bir alanmış ve ortasında kocaman, masif, beton bir blok duruyor. kaldırsam kalkmıyor, bana kalan alansa çok az. ne o yokmuş gibi davranabilirim, ne de bana kalan yerde rahat rahat yaşayabilirim.” (tam da insanlara hayatımda ne kadar az yer vermek istediğimi ve bunun neden olduğunu anlatmaya çalışırken. ah! bu kadar doğru anlatan bir örnek her zaman bulamıyorum ki! ne iyi oldu..) işte kalan o yerde, o koridorumsu yerde dedim, ben rahat rahat hareket edemiyorum ki başkasını tutabileyim. ancak alanımı daha da daraltıyor. hareketlerim iyice kısıtlanıyor..
sonra canlandırmaya karar verdik bu sahneyi. önce bloğu seçmem gerekti. tam da tarif ettiğim gibi bir kutu gözümün önünde duruyor, ilk onu aldım. dedi ki “şimdi kendini ve diğer insanları seç”
şu hissi hatırlıyorum: “hayır önce içinde bulunduğum odayı (başka bir deyişle hayatımı) gösterecek bir şey bulmalıyım ki o bloğun nasıl kütlesel, nasıl hayatımın TAM orta yerinde, inkar edilemez, değiştirilemez ve baş edilemez olduğu ve kalan yerin nasıl dar geldiği anlaşılsın.” bloktan sonra ilk bir klasör aldım o yüzden. işte benim yaşam alanım o klasördü ve ortasında tam da bahsettiğim -hissettiğim- gibi bir blokla orada öylece duruyordu.. sonra ben.. sonra insanlar. ben ufak bir taşım.. insanlarsa biblolar ve taşlardan oluşuyor. fazla bir araya gelemiyoruz çünkü alan sahiden dar. böyle bir koridorda kaç kişi verimli bir şekilde iletişim kurabilir ki? ancak öylesine yanyana dizilmekten öteye geçemezler, ki bu da çok anlamsız olurdu. ben bir yerde duruyorum, yakınımda biri var, dört duvarın diğer kenarları önünde -kimi görünür kimi görünmez- başka karakterler. kim onlar bilmiyorum. düşünmedim.. ama şöyle düşünelim: bu kenarın karşı ucunda biri olmuş olsun ve ona gidecek olayım ya da fark etmez; o gelecek olsun. sallana sallana değil, rahatça değil, bildiğin sırtını duvara vere vere, kıyın kıyın katedilebilir o yol yalnızca. bu, herkes için geçerli. kolay değil, yorucu ve sıkıcı..
sonra o soru geldi. “şimdi istediğini yapabilirsin, istersen tek çırpıda kaldır at, istersen çöpe fırlat, istersen it, bir şey yap ama kurtul o bloktan. nasıl yaparsın?”
bir süre bakakaldım. bunları yazıyorum şimdi ya, aslında unutmayacağıma da bir o kadar eminim.. baktım.. baktım.. baktım.. hiçbir şey yapılabilir gibi değil: BETON diyorum, MASİF diyorum, BÜYÜK diyorum. ben küçük bir çakıl taşı.. gerçekçi olmak gerek.. ne yapılabilir? ne yapılabilir? ne yapılabilir???
ve işte o idrak geliyor o an! hani bu bir roman olsa ya da film falan, o an üstüme nur falan yağardı belki, öyle bir aydınlanma. çünkü cevap yine en basitte: ÜSTÜNE ÇIKARIM!
bunu nasıl daha önce düşünemedim?! elbette üstüne çıkarım! bir kere bunu bulmuş olmak bile o kadar rahatlatıcıyken, bunu paylaştığım anda çakıl taşını -beni- yukarı çıkarmamı istedi ve yaptığımdaki his! sanki dağları aşmışım da tepesine çıkıp bayrağı diktikten sonra o müthiş manzarayı o müthiş huzurla seyredalmışım gibi! gerçekten bir kutu, bir klasör ve bir çakıltaşı ne yapabilir en fazla diye düşünebilirdim ama bu anlatılabilecek bir şey değil. şu son dönem moda tabirlerinden biri ifade edebilir belki: içsel aydınlanma falan.. off! çok iyi!
resmen nefes alışverişimin, nabzımın falan değiştiğini ve masaüstündeki normal şartlarda anlamsız denebilecek nesnelere bakarken aslında bir manzara izliyormuşum hissi yaşadığımı hiç unutmam sanırım. sonra dedi ki: “şimdi birini yanına almak istemez misin?”
elbette isterim! kim istemez! bence orası çok keyifli, bu keyfi beraber yaşayacak biri olursa elbette daha anlamlı olur her şey! birini aldım yanıma, -ki bir ev biblosuydu kendisi-
cinsiyetinin erkek olduğuna karar verdim. artık daha iyi hissediyorum, çünkü “burdayım-burdayız bak!” diyebilecek biri de var! e daha ne olsun?! gerçekten daha ne olsun?!
sonradan üzerine düşününce, konuşunca biraz daha anlamlandı her şey doğrusu. o blokla başka ne yapılabilirdi? patlatmak? yavaş yavaş kırmak? ne bileyim yakmak asit dökmek falan filan? hepsi nafile, çok yorucu ve çok zaman alıcı olurdu. ve hepsinin sonunda kocaman bir moloz yığını kalırdı. sonra o yorgunlukla, onca kan ter içindeyken molozu kaldırman gerekirdi (aksi takdirde hiçbir işe yaramazdı onca çaba). fakat yorgunsun? halin yok? ortalık darmaduman?
ha diyelim bi sihirli değnek buldun, puff! bi hamlede yok ettin bloğu. o zaman yaşayacağım hissi de biliyorum, oraya çöküverip “şimdi ne olacak” derdim sanırım. o kocaman boşlukla ne yapacağımı bilemezdim, o kadar uzun zamandır orda ki sanki.. bazen çok kötü olsalar da hayatımızda o kadar yer ediyor ki bazı şeyler, yoklukları neredeyse alışılması-baş edilmesi zor bir şeye dönüşebiliyor. muhtemelen sihirli değnek seçeneğinde de bunu yaşardım. işte üstüne çıkmak bu yüzden çok kıymetliydi:
1. “o hala orda, ama bana etki edemeyecek kadar geride kaldı” hissi çok kıymetli. çünkü çok gerçekçi, içinde hiç inkar yok, aksine; kabulle bir şeyi başarış var. çok güzel..
2. sadece ona rağmen orada, o saçmasapan koridorda kalmayıp yukarı çıkabildim. şimdi “rağmen” değil, “sayesinde” yeni bir bakış açım var. gökyüzüne yakın olmayı her zaman sevmişimdir.. o sayede artık büyük resmi daha net görebiliyorum, o sayede kendi insanlarımı, kendi koridorumu ve hatta kendi bloğumu daha iyi hissedebiliyor ama bu kez nefes alabiliyorum!
3. şimdi dünyayı-insanları kıyın kıyın değil, hoplaya zıplaya görebilirim. yeniden aşağı düşebilir, ama yukarı çıkabileceğimi de bilebilirim. o bloğun orda olduğunu biliyorum ama görüş açımı bu kadar daraltırken, bu kadar hareketimi kısıtlarken nasıl kötü konuşmayabilirim ki arkasından? elbette lanet okurum! daralıyorum! oysa yukarı çıktığımda ona lanet okumama da gerek kalmayacak. evet hala orada olduğunu bileceğim, hayatımın bir dönemine damga vurduğunu, o dönemin sağlam bir parçası olduğunu da. Ama yokolmuş, inkar edilmiş, hiçe sayılmış ve lanetlenmiş olmayacak. onun sayesinde o odanın zemininde değil üstünde olduğumu bileceğim; onun sayesinde başka bir şey olmuş olacak. minnet duysam bile abartmış olmam.
o bloğa lanet okumak istemiyorum ben. bu, belki kötü davranan ebeveyni sevmek gibi. sana kendini kötü hissettirir, ne yapacağını bilemezsin, yalan yanlış şeyler yapar, saçmalarsın. içinden hatta bazen yüzüne karşı kötü konuşur, lanetlersin. ama içten içe bilirsin ki “atsan atılacak satsan satılacak” bir şey olmadığından mıdır nedir, alışmışsındır varlığına, yoksunluğunu çekmek istemezsin. ona rağmen iyi olmak, ona rağmen ilerleyebilmek, nefes alabilmek kıymetlidir aslında..
sonuç olarak sanırım o kutunun üstüne çıkış hayatımın en iyi tırmanışıydı. evet kutunun (bloğun) üstünde değilim henüz, ama başıma gelecek şeyi öyle somut hissettim ki, yöntemi biliyorum artık. o bloğa tırmanılacak! yetmedi el uzatıp yukarı insanlar çekilecek! o blok madem orada duracak, ….. da orada püfür püfür manzarayı izleyecek. muhtemelen aklından da şu dizeler geçecek:

“beş kere yedi mi dediniz, dursun
yıldız poyraz gündoğusu, dursun
fasulya mı dediniz, dursun
ben varım sen varsın o var
dursun
ben şimdi gelirim.”

*zihnimi böyle güzel açana selam olsun! hayatım boyunca unutmayacağım..


Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir