Kimse Beni Anlamıyor

sinirli

En çok kullandığımız ve en çok duyduğumuz o meşhur cümle; “Kimse beni anlamıyor…”.

Alt metinleri; kocam beni anlamıyor, sevgilim benim anlamıyor, annem beni anlamıyor, arkadaşlarım beni anlamıyor, babam beni anlamıyor, kardeşim beni anlamıyor vs… Bu liste uzayıp gider.

Hepimiz anlaşılma ihtiyacı içerisindeyiz. Üstelik sadece anlaşılmak da değil. Empatik olarak anlaşılmak, doğru anlaşılmak ve hatta kimi zaman anlatmadan anlaşılmak. Oysa anlatmak ve anlaşılmak karşılıklıdır. Açık olmayı, karşı tarafı anlamayı, anlatmak kadar iyi bir dinleyici olmayı gerektirir. Kimse beni anlamıyor derken zaten aslında genelikle özel bir kişiden bahsedilir. O kişi tarafından dinlenilmeye, anlaşılmaya ve onaylanmaya ihtiyaç duyar. Bazen de gerçekten bütün dünya bizi anlamıyormuş gibi gelir. Herkesin sizden bir beklentisi varmış gibi… Taşıdığınız rollerin ağırlığı altında eziliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Mükemmel anne, mükemmel evlat, mükemmel eş, mükemmel çalışan ya da patron vs… Hele bir de her zaman kendinden veren taraf siz olmuşsanız, sizin ihtiyaçlarınız görmezden gelinebilir. Şu cümleler havada uçuşur; “o anlar”, “o halleder”, “o affeder”, “o bulur” gibi… Başında da dediğim gibi anlatmak ve anlaşılmak, almak ve vermek karşılıklı olmalıdır oysa ki. Bu çizginin daima veren ucunda da olsanız, daima talep eden ucunda da olsanız sıkıntı yaşamanız muhtemeldir.

Peki ne yapmak gerekiyor? Bu tanıdık senaryolar karşısında dengeyi nasıl kurmalı? Öncelikle çizginin neresinde durduğunuzu fark etmeniz gerekiyor. Devamlı taleplerle boğuşan, sorunları anlamaya, dinlemeye, çözmeye çalışan tarafta mısınız yoksa dinlemek yerine sürekli kendini anlatmaya çalışan, sürekli ilgi talep eden, hatta bunu bulamayınca duygusal durumu aşağı doğru tepetaklak giden, kendini devamlı her şeyin önüne koymaya çalışan tarafta mısınız. Eğer çizginin ilk tarafına daha yakınsanız çevrenizle aranıza sınır koymak ile ilgili sıkıntılarınız var demektir. Bu durumu fark ettikten sonra yapmanız atmanız gereken ilk adım  çevrenize sınırlarız ve belli bir kapasiteniz olduğunu, sizinde ihtiyaçlarınızın olduğunu anlatmaktır. Burada kullandığınız dil ne kadar ben dili olup karşı tarafı ne kadar az suçlarsa o kadar sağlıklı iletişim kurarsınız. Karşınızdaki kişiye onun ne yaptığından değil sizin kendinizi nasıl hissettiğinizden bahsedin. Bu konuda açık ve samimi olun.  Desteklenmeye ve duygusal ihtiyaçlarınızın giderilmesine ihtiyacınız olduğunu anlatın. İlk başlarda karşı taraf anlamakta zorlanabilir. Siz anlatmaya devam edin. Bir sonraki adım da kendinizi anlamaya çalışın. Bedeninizle ve duygularınızla temas kurmayı deneyin. Gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu hissetmeye çalışın. Kendinize en çok yine kendinizin yardım edebileceğini aklınızın bir köşesinde mutlaka bulundurun. Bedeninizin sinyallerine duyarsız kalmayın. Dinleyin ve size ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışın. Üçüncüsü yavaşlayın. Anla ve hayatla olan temasınızı kaybetmemeye çalışın. Çok klişe ama etkili bir öneri olarak LÜTFEN KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN.  Karşı taraftan bir şeyler isterken suçluluk duymamaya çalışın. Çevrenizdeki insanlara karşı açık olun, anlatın, paylaşın. Anlamaz, sıkılır, zaten derdi başından aşkın, ya bana karşı kullanırsa gibi kalıplaşmış, öğrenilmiş otomatik cümlelerinizi bir kenara bırakın ve anlatın. Yanlış anlaşılmak istemem. Benim burada demeye çalıştığım en mahrem sırlarınızı herkese anlatın değil. Benim demeye çalıştığım çevrenizdeki güvendiğiniz insanlarla duygularınızı, sıkıntılarınızı, sevinçlerinizi paylaşmanız. Karşımızdakinin beynini okuma gücüne sahip değiliz çünkü. Siz anlatmazsanız karşı tarafta sizin neler yaşadığınızı, neler hissettiğinizi anlayamaz. Şunu diyebilirsiniz; anlatıyorum anlatıyorum ama beni anlamıyor. O zaman kullandığınız dili değiştirmeye çalışın. Siz onu anlayarak sizi neden anlamadığını keşfetmeye çalışın. Anlayıp anlamadığına dair sorular sorun ve gerekirse yeniden anlatmaya çalışın. Bütün bunların yanında unutmayın ki, herkes anlamak istediği kadar anlar. Bazen de ne kadar uğraşırsanız uğraşın sizi anlamayacaktır. Bu durumda da o kişiye anlatmaya uğraşmayın. Enerjinizi o insana bir şeyler anlatmak için daha fazla boşuna tüketmeyin.

Bir de çizginin diğer ucundakiler var. Daima talep edenler, anlatıp anlatıp anlaşılmadığını düşünenler. Dinlemeyi öğrenmeyi çalışın. Empati kurmayı deneyin. Kendinizi karşı tarafın yerine koyun, yani rol değiştirin. Anlaşılmak çoğu zaman karşı tarafı anlamakla kolaylaşan bir süreç. İletişim iki taraflı olursa akar ve işlevsellik kazanır. Yavaşlamak, hatta zaman zaman anda durmak, karşı tarafın penceresinden bakmak, bazen de bir adım geriye atıp kurduğunuz iletişim şekline dışarıdan bakabilmek çok faydalı olacaktır. Böylelikle daha çok anlaşılacak ve daha sağlıklı ilişkiler kurmaya adım atabileceksiniz.

Psikolojide hap çözümler olmadığını, yavaş yavaş, adım adım değişimin ve gelişimin geleceğini hatırlatmak isterim. Buradaki önerilerimi bir anda veya bir günde şıp diye yapabilmeniz mümkün olmayabilir. Zaman zaman tökezlerseniz, tekrar ayağa kalkıp yolunuza kararlılıkla ve aynı motivasyonla devam edin. Siz değiştikçe çevrenizin de size karşı algısı ve tutumu değişecektir.

Psikolog Sibel Deniz TOLEDO


Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir